Vücudumun kontrolü bende
Hande Yener'le Cihangir Olivya Cafe'de buluştuk. Son albümü
'Hayrola'yı, 19 yaşına gelen oğlunu, sevgili Romeo'su Kadir Doğulu'yu, ve daha bir sürü şeyi
konuştuk. İşte başlıyor...
En baş belası soruyla başlamak istiyorum. 150. defa evlendiğin
haberini okudum... Doğru mu, senden duyabilir miyim? Yok, doğru değil. Herhalde albüm çıktığı
için, gündemde olduğum için... Bir iki gün de yoktum. Öyle bir yakıştırma olabilir.
Son
albümün 'Hayrola' çıktı, mutlu musun? Etkisinden çok mutluyum. Müzik adına mutluyum tabii ki ama
kendimizi huzursuz hissetmemiz ve negatifleşmemizden dolayı evrenin etkilediği her şeyden ben de
nasibimi alıyorum. Çünkü müzik yaptığınız zaman insanların keyifli olduğunu hissetmek çok başka,
mutsuz olduğunu hissetmek çok başka. İyi şeyler olmasını umut ediyorum bundan sonra. Keşke daha
güzel, daha pozitif bir dünyada olsak diyorum bazen.
Uzaktan bakınca aslında 'kendi havasında
bir kız' gibi görünüyorsun. Gündemle toplumla bu kadar da yakından ilgili olduğun pek de akla
gelmiyor... Dünyayla ilgilenmeye çalışırım. Haberleri izlerim, gazete okurum. Görmemek, kaçmak
mümkün değil. Ve mesleğimle ilgili bütünleştirebileceğim bir şeyler varsa, sadece konuşanlardan
değil icraat yapanlardan olmayı tercih ediyorum. Şarkılarımda paylaşmaya, gördüğüm şeyleri
yansıtmaya çalışıyorum. Esprili bir şekilde tabii... Maneviyatın çok daha önemli olduğunu, aslında
paranın zaman olduğunu düşünüyorum. O yüzden bunları simgeleyen açılımlar, anlatımlar var
'Hayrola'da...
Albüm fotoğrafları şahane... '5 yıl boyunca bu vücudu yapmaya çalışmıştım'
demişsin. Nasıl bir 5 yıldı, neler yaptın? Egzersiz yapmayı çok önemsememiştim önceleri.
Gençliğimin verdiği enerjiyle 'fit duruyorum' hissiyle sermayeden yedim. Bir gün geldi ki, bedenim
yorulmaya başladı. Ben de mecbur, egzersizlere başladım. Belli bir yaştan sonra sporu huy edinmek
çok zor. Halbuki onun da 3 öğün yemek gibi mecburi olduğunu, güzel ve zevkli bir şey olduğunu fark
ettiğiniz zaman her şey basit gelmeye başlıyor.
HERKES ESKİYİ YENİLİYOR Günde kaç saat,
haftada kaç gün? İlk zamanlar çok fazlaydı. Bir saat koşuyordum, bir saat egzersiz yapıyordum.
Bazı günler 45 dakika ağırlık... Ne gerekiyorsa yapıyordum. Çünkü yapmam gereken çok şey vardı.
Daralmam hem de üstüne kas yapmam gerekiyordu. Daralma süresi uzun oldu. Sonra kas yapmak daha da
zor.
İyi başarmışsın, bacaklar falan... Hatta 'futbolcu bacağı' gibi yakıştırmalar
var... Topuklu ayakkabılarla dışarı çıktığımızda biliyorsun baş belasıdır onlar ve 'eve gidelim'
dedirten bir acıdır o. Ve bunların hiçbiri olmamalı sahnede. Yorulmamalıyım. Yani iki saat topuklu
ayakkabılarla konserde ayakta durup dans etmek... Seyirci bile yorulabiliyor çoğu zaman. Şimdi çok
rahatım, çok memnunum. Vücudumun kontrolü bende. Bedenimi çok iyi tanıyorum artık. Yine de istediğim
boyutta değilim ama şu fotoğraflara uygun olduğumu düşünüyorum. Bunların içine yakışabilmek, o
kostümleri taşıyabilmek için belli bir vücut duruşunuzun olması gerekiyor
gerçekten.
Fotoğraflar sebebiyle bolca benzetilme durumların var. Madonna, Björk, Lady Gaga
derken şimdi de Katy Perry ve Dita Von Teese'e benzetiliyorsun. Nereye varacak bunun sonu? Zaten
bizde benzetme hastalığı var. Bir şeyi gördüğü an birisi 'aa evimdeki kaktüse benziyor' diyebilir.
Bu bir alışkanlık. Önce alışkanlıklardan kopmak gerekiyor. Ama file çorap bir tek Madonna'ya aitse
onu bilemem eğer öyle düşünüyorlarsa... 50'lilerin modasını uygulayan birçok sanatçı var, biz de
öyle yaptık. Bir sene önce de Christina uyguladı. Yani herkes evirip çevirip sonuçta eskiyi
yeniliyor. Ben de bunu uyguladım.
KİMSENİN EKMEĞİYLE OYNAMAM 'Aklımı bu işle bozmuşum.
Birazcık can damarıma basıldığında havlayabiliyorum ama ısırmıyorum' diyorsun... Eleştirilere karşı
da böyle mi tavır alıyorsun? Kimsenin hiçbir zaman ekmeğiyle oynamam. Bu mümkün değil. Uyuyamam.
Vicdanım rahat etmez. Hiçbir zaman böyle hislerim olmadı ama kaliteli bir iş yapmaya çalışırken
eleştirilmem de beni çok şaşırttı. Kaliteyi düşürsem, eleştirmekte haklı olabilirler ama yükseltmeye
çalıştığım zaman da sistemle böyle bir çatışma dönemim oldu. O dönemlerde de cevap verdim, hakkımı
korudum. Ben bu yola baş koyduğumu anlatmaya çalışıyorum. Çünkü bu çok uzun bir yolculuk. Ölene dek
yapmak istiyorum.
Eski Hande Yener'i özleyen hayranların var. Sen eski Hande Yener'i nasıl
buluyorsun, nasıl görüyorsun onu? Bugünleri yapmak isteyen Hande olarak görüyorum hep. Daha
iyisini yapmalıyım, daha iyi bir aranjör bulmalıyım. Beni daha iyi yansıtan bir duruşum olmalı,
durumları vardı. Birçok kişiyle çalıştım ama o noktalara bir türlü ulaşamadım onlarla. İçimdeki
'ben'e, tam yapmak istediğim şeye...
Elektronik müziğe bu tutkun nasıl başladı? Yani kimin ya
da kimlerim müziğiyle tutuldun elektriğe? (Gülüyor) Aslında 80'lerden beri bu sound duyuluyor,
Micheal Jackson... İlk o kullanıyor. Sonra birçok kişi. Bizdeki aranjmanlara baktığımda hepsinin tek
kalıpta olduğunu gördüm. Kemanlar, klarnet... Sonra solist girer, nakaratta herkes coşar. Ondan
sonra ara nağmede herkesin seveceği melodi yapılır gibi bir sistem var. Oysa dünyada yok böyle bir
müzik tarzı. Ben genele bakarak, dünyaya bakarak yapmaya çalıştım müziğimi.
KADİR, TATLI BİR
NARSİST 'Romeo' şarkının bu kadar tutmasını neye bağlıyorsun? Acaba herkesin kendi Romeo'sunu
bekliyor veya onun peşinde olması olabilir mi? Hepimiz çok duygusalız. Ama o kadar gömmüşüz ki
onu bir yerlere... Bir anda hani eski şarkıları severiz ya samimiyetinden dolayı, bence o samimiyet
yakalandı orada. Ve çok güncel bir altyapıyla yakalandı. Benim için çok büyük bir mutluluk oldu
tabii. Doğru yolda olduğumu bir kez daha hissettirdi. Öyle ki köylere, kasabalara kadar girdi o
parça. Ve benim bugüne kadarki bütün albümlerimde en çok konser yaptığım albümüm o. 'Nasıl Delirdim'
albümü... Bütün fikirleri değiştirdi aslında, istisnalar kaideyi bozdu (gülüyor).
E iyi ki
delirmişsin o zaman... İyi ki delirmişim, iyi ki delirtmişler (gülüyor).
'Romeo'nun zaten
malum kime yazıldığı... Şimdi 'Narsist'i de gene sevgiline yazmışsın. Bir de ulu orta çıkıp
söylüyorsun 'Bunu ona yazdım, iyi ki yazdım' diye. Riskli değil mi? Şımarmaz mı? Bence herkeste
her duygu var. Şımarıklık da var, kibir de, narsistlik de. Belki kötü hissetmek de, iyi hissetmek de
var. Bunun dengesi bence çok mühim. Yok varsayıp, bastırdığımız zaman bir gün bir yerde çıkıyor
mutlaka. O yüzden de güzel bakarak anlatmaya çalıştım narsisti. Çünkü bir insan, güzelliğinin
farkında olup bunu hem bilip hem de bastırabiliyorsa, güzel bir dengedir o. Kadir de öyle bir insan.
Güzelliğini hem farkında hem de hava atmıyor. O yüzden de tatlı bir narsist. Öyle anlatmaya
çalıştım. n O yüzden pohpohlamakta sakınca görmüyorsun? Onun dengesi zaten kurulu. Bazen de
dengeyle oynamak iyi oluyor. Yani hayata reyting veriyor (gülüyor).
MÜZİĞİMİN ESKİYECEĞİNİ
DÜŞÜNMÜYORUM AMA YAŞLANACAĞIMI BİLİYORUM İşle aşk, hele de para kasa mevzuları birlikte yürüyorsa
çok sevimsizleşmeye müsait olabiliyor hayat... Sevgiline mi çok güveniyorsun, kendine mi? Nedir bu
cesaret yani? Her şey çok açık. Her şey çok ortada. Zaten benim gibi o da parayı sevmiyor. Para
bizim için sadece ihtiyaç. O yüzden de yaratıcılık ve iş aşkının verdiği heyecan ilgilendiriyor
bizi. Görsel ekibimi kurmak, müzik ekibimi kurmak 10 yıl aldı. Şu anki albüm yaptığım firma Avrupa
Müzik'te çalıştığım insanların hepsi teknolojiyi çok iyi biliyor, öngörüleri çok yüksek, vizyonları
çok açık ve ileriye bakarak devam ediyorlar ve beni gerçekten itiyorlar. O yüzden de böyle bir
ekiple olduktan sonra bunlar teferruat.
Peki, müziğinin eskimesi mi, yaşlanmak mı seni daha
çok korkutur? Müziğimin eskiyeceğini düşünmüyorum. Ama yaşlanacağımı biliyorum (gülüyor). Eskiden
hayatı ikiye bölüyorduk 'Yaş 35, yolun yarısı' denirdi. Şimdi ben 3'e bölebileceğimizi düşünüyorum.
Hatta zaman koymaya falan gerek yok. Tabii 50-60'lara geldiğimiz zaman bilmiyorum ne olacak? Mümkün
olduğu kadar dinç olmaya çalışacağım ama hani yaşlanmayacağım falan da diyemem. Dinç olmaya
çalışacağım.
İngiltere'de bir plak şirketinden bir teklif almışsın bu son şirket
değişikliğini yapmadan önce. Kimden aldın? Ya da aldın mı? 'Romeo' ile ilgili
bir görüşme oldu. Şu an onun sözleri bir kısmı İngilizce bir kısmı Türkçe olarak düşünülüyor. Ama
tabii orada işler çabuk olmuyor. Zaten kriz birçok şeyi durdurdu. Görüşmeler devam ediyor. Yani şu
an flört halindeyiz. Avrupa'da ya da dünyada bir şeyler yapmayı çok çok arzu ediyorum. Sesimizi
duyurmak, yaptığımız müziği duyurmak istiyorum.
OĞLUM, 'BUNLARI SEN Mİ YAZDIN?'
DİYOR... 19 yaşında bir oğlun var. Nasıl buluyor şarkılarını? Bu son albüm özellikle
'Deliler', 'Narsist', 'Hayrola' falan şok geçirdi tabii. Çünkü yan odasındayım, yani geceleri o
uyuyor ve biliyor ki ben sabahlara kadar çalışıyorum. Sonra kayıt dinletiyorum. İnanamıyor. 'Bunları
sen mi yazdın' diyor. Çünkü ben de benim yazdığımı düşünmüyorum artık zaten. Yani o tamamen bir
akım, anlatmak istediğin şey çıkıyor. Tabii ki yön veriyorum daha esprili çıksın, daha modern bir
ağızla çıksın diye. Öyle de çıkıyor. Yani ben 18 yaşındayken 'Deliler' gibi bir şey dinleseydim beni
çok etkileyebilirdi o yaşta diye düşünüyorum.
Peki, kız arkadaşlarıyla tanışıyorsun, anne
taş! Rekabet oluyor mu? Valla kızlar da taş (gülüyor). Çok güzeller. Herkes kendine has güzel.
Sıfır makyaj. Çok havalılar, çok bakımlılar. Biz o yaşta ne bileyim kaşımızı bile almazdık
(gülüyor). Onlar daha bilinçli ve 18 yaşındaki kız sanki 25 gibi. Ama tabii konuştuğunuz zaman
anlıyorsunuz daha küçük olduğunu. Ve ilişkileri çok saf, masum. O çok hoşuma gidiyor, çok mutlu
ediyor beni. Öyle dejenere bir ortamı, bir arkadaşlığı hiçbir zaman olmadı.
Sahnedeki
seksliğin onu rahatsız ediyor mu? Şov olduğunun farkında. Yani hiç kimse o gözle takılmıyor
sahnedeyken. Onu gözlemleyebiliyorum. Hepsi bir şov. O yüzden daha ileriye gitmem gerektiğini
desteklediklerini de görüyorum. O tür görsellere yurtdışından çok alışık gözleri gençlerin. Onlara
tuhaf gelmiyor.
SEVİM GÖZAY
20/4/2009 10:09:48
|